Blog

otizm teşhisi

“Otizmli Olduğumuzu Bilmeden Büyüdük”

Geçtiğimiz hafta BBC’de yayımlanan bir haberde yetişkin olana kadar otizm teşhisi konmamış kadınlardan söz ediliyordu. Haberin kadınlara ayrılmasının sebebi, kadınlarda otizm teşhisinin konmasıyla ilgili bir yetersizlik olması. Otizm belirtileri, kadınlarda erkeklerde olduğu kadar erken tespit edilemiyor.

Bu konuda bir grup otizmli kadın bu haberle kendi deneyimlerini anlattı. Bu yazı da ben de bu hikayelerden birkaçını paylaşmayı istiyorum.

Hannah

Cambridgeshire, 28 yaşında, Doktora öğrencisi

“Anglia Ruskin Üniversitesi’nde teşhisi konmamış otizmli kadınlarla ilgili doktora araştırması yapıyorum.

Kadınlar ve kız çocukları genellikle sosyal olarak uyum sağlama konusunda doğal bir güce sahiptir ve bu nedenle sundukları semptomlar basmakalıp ‘otizmli’ belirtileri değildir.

Arkadaş edinmede zorluk yaşabilirler ve o zaman otizmli olmayan insanları taklit etmeyi öğrenirler. Örneğin, göz teması kurmada zorlanabilirler. Bunu yaşadığımı biliyorum. Bunu saymayı öğrendim. Birkaç saniye uzağa bakacağım, sonra bakmaya devam edeceğim.

Şimdi doğal davranabileceğim bir seviyeye gelene kadar, insanları dikkatle izledim ve psikoloji okudum. Ama bu sosyal repertuar çok uzun yıllarımı aldı.

Teşhis konulduğunda hayatımda yolunda gitmeyen farklı şeyleri açıklığa kavuşturdu. Daha gençken durumları sadece hayal ettiğin derin ve zengin bir hayal dünyam vardı. Tüm günü kendi dünyamda geçirirdim.

Diğer çocuklarla oynayamazdım. Diğerlerinin hayali oyunlarına katılmayı denemek kesinlikle işe yaramazdı. Okulda depresyon ve ruh sağlığı ile ilgili sorunlar yaşadım ve 14 yaşından sonra evde eğitim aldım. […]

Doktorlar otizm olasılığını düşünmek yerine depresyona odaklandılar. Bir aşamada borderline kişilik bozukluğuna (BKB) sahip olabileceğimi düşündüler. Geriye dönüp bakınca bu çok sinir bozucu.

Bence bu cinsiyet ayrımcılığı. Kız çocukları sosyal olarak daha iyidir ve otizmden ziyade BKB teşhisi konabilir. Üniversite için uzaklaşmanın bazı şeyleri düzelteceğini düşündüm. Psikoloji okumak için York’a gittim. Arkadaş edindim ama derslere asla katılmadım. Akademi asla bir problem değildi, benim öğrenmemle ilgili yol buydu. Bir projeye günlerce çok fazla odaklanabilirdim ve daha fazla zamana ihtiyacım olurdu. 

Bugün doktorada da bu aynı.

Kaygı sorunuma yardımcı olmak için bir sanat terapisti ile görüşmek benim için büyük bir gelişme oldu. Birkaç ay görüştükten sonra Asperger’im olabileceğini söyledi. Bundan sonra teşhisim konuldu.

Bu şartlarda tezimi yazdım ve benim gibi kadınlarda görüşebilecek bir şey olduğunu düşünmedim. Teşhis konması beni rahatlattı.

Şimdi bir sürü kadın ve kız çocuğunun bunu yaşamış olduğunu ve yaşamaya devam ettiğini fark ediyorum – aynen benim gibi.”

Jasmine

Greater Manchester, 26 yaşında, performans sanatçısı

“Gerçekten bir uzaylı olduğumu düşünüyordum.

Kulağa aptalca geliyor ama çocuk aklımın anlayabileceği tek şey buydu. Ben bebekken insanlar sağır olduğumu düşünmüş. Ama sağır değildim, sadece dikkatimi vermiyordum. Yürümeye başlayan bir çocuk olarak, hep mantıklı düşünür gibiydim ve diğer çocuklar sadece umursamazdı.

Neden oyun parkındaki ahşap kaydırakta popomu parçalamak isteyecektim ki? Okulda çok fena zorbalığa maruz kaldım. Sanırım insanlar beni kolay hedef olarak gördüler. Bu beni yıprattı. Sınıfta her zaman bir çeşit öğrenme zorluğum – bir çeşit zihinsel engel olduğunu hissettim.

Öğretmenler beni kaldırıp soru sorduğunda beynim tamamen kapanırdı. Ne söylediklerini anlamak için ekstra zamana ihtiyacım olurdu.

Üniversiteden eğitmenlik belgemi aldığımda bir çeşit teşhis bulmaya ihtiyacım olduğuna karar verdim. ‘Bundan bıktım. Benle ilgili yanlış bir şey olduğunu biliyorum. Ne olduğunu bulmam gerek,’ diye düşünüyordum.

Disleksi olup olmadığımı öğrenmek için £50 ödedim. Test sırasında, eğitim psikoloğu disleksik olmadığımı dispraksim (fiziksel planlama bozukluğu durumu) olduğunu söyledi.

Ayrıca sonuçlarımın otizm de olabileceğini söyledi. Bana test yaptırmak için ekstra istek verdi. Sonunda teşhis konduğunda 22 yaşındaydım.

Şimdi, arkadaşlarımın çoğu bu şekilde. Böyle çok daha kolay.

Ruh sağlığı sorunları olan insanlar tarafından yürütülen yaratıcı bir gruba katıldım. Komedi atölyeleri düzenliyorlardı – ve böylece performans işine girdim.

Stand-up yaparken, sosyal olarak insanlarla konuşurken hissettiğim gibi garip hissetmiyorum. Orada performans yapıyor olman gerçekten doğal hissettiriyor. Özel olarak kimseyle konuşmak zorunda değilim. İnsanlarla konuşuyorum. Bence fark bu.

Sürekli, ‘Ne zaman lafa karışabilirim? Ne zaman konuşmam gerek? Bunu söylediğimde kaba olur mu?’ diye düşünmüyorum. Köpeklerimi sahneye çıkarıyorum. Bana ekstra komedi malzemesi veriyorlar.

Performans sırasında onları sevmek beni daha rahat hissettiriyor. İnsanlar köpeklerini vücuduna yapıştırmış komedyeni hatırlıyor.”

Amanda

Londra, 40 yaşında, öğretmen

“Dürüst olmak gerekirse, gerçekten hiç arkadaşım yok. Arkadaş olarak adlandırdıklarım, iş ya da bir Facebook grubunda tanıştığım kişiler. Ama birlikte bir yerlere gideceğim gerçek arkadaşlarım yok.

İnsanların evime gelmesinden hoşlanmıyorum. Benim küçük tapınağım gibi. Muhtemelen biraz garip geliyor.

Kocam çok arkadaş canlısı ve herkesle iyi anlaşıyor – bu yüzden partilere bensiz gidecek. Olduğunda bana haber veriyor ama kararı bana bırakıyor. Yüzde doksan dokuz gitmiyorum.

Girmek istemediğimde, eskiden üzülürdü – ama artık istemediğimin o olmadığını biliyor. Sadece kendimi rahat hissetmeyeceğim bir duruma sokamayacağımı biliyorum.

Her iki çocuğum da otizmli. Kızıma 13 yaşındayken teşhis kondu. 15 yaşındaki oğluma dört yaşındayken kondu. 

Asperger hakkında okulda otizmli bir çocuğa öğretmenlik yaptığımda bir şeyler okumuştum. Oğlumda olanlara benzer özellikleri olduğunu fark ettim. Okulda azarlanıyordu ve başka bir tarafa bakıyordu – insanlara bakmıyordu. Öğretmenler dinlediğini düşünmemişti ama hepsini dinliyordu.

Zaman içinde onunla özdeşleştiğimi hissettim. Düşüncelerini gerçekten anlıyordum ve ‘Belki benim de Asperger’im vardır,’ diye düşünmeye başladım. Çalıştığım ilkokulda bazı şeyleri yanlış yorumluyordum. Anlamadığım için hatalar yapıyordum. Gerçekten dibe vurmuştum.

Bu, otizm değerlendirmesi yapmaya karar verdiğim zamandı. Teşhis 2012 yılında konuldu. Rahatlamıştım. ‘Benimle ilgili yanlış bir şey yok, sadece otizmliyim,’ diye düşündüm.

O zamandan beri sosyal konularda neden zorlandığımı ve neden arkadaşlık kurup sürdüremediğimi anlayabildim. Kendimi olduğum gibi kabul etmeye başladım – çünkü o zamana kadar bunu yapmamıştım.

Büyüdüğüm yerde, tanıdığım tek melez insan bendim. Beyaz işçi sınıfı mahallesiydi. İnsanlar annemin siyahi olduğunu biliyorlardı ama bunun bende neye sebep olduğunu bilmiyorlardı.

Ben de bilmiyordum. Irkım yüzünden yabancı muamelesi görmüştüm. Annem Karayipler, St. Lucia’lı ve oraya gittiğimde de ne olduğunu bilmiyorlardı. Onlar için de bir siyahi değildim. Bana ‘sarı kız’ derlerdi.

Sanırım St. Lucia artık otizmli çocuklar olduğunu  – ve otizmli olmanın kötü bir şey olmadığını fark etmeye başlıyor. Uzun zaman aldı – burada İngiltere’de 20 yıl önce olduğumuz yerdeler.

Ama burada bile, bazı topluluklar hala otizmi tanımada ve anlamada zorlanıyor. Bu benim öğretmenlik yaptığım anaakım öğrencilerin ve otizmli öğrencilerin deneyimi. Bazı kültürlerde, anne ve babalar bunu gizliyor. Çünkü çocuklarının farklı görünmesini istemiyorlar. 

2014 yılında otizm konuşmaları ve eğitimleri vermeye başladım. Anne – babaların ve çocukların otizmli olmanın kötü olmadığını anlamalarına yardım etmek istedim. Bu durumda olmanın kötü hiçbir yanı yok – sadece beyinlerin bağlantı kurma ve dünyayı görme şekliyle ilgili.”

Bu yazıyı paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir