Blog

Otizm! Ne ola ki? İlk Karşılaşma

Otizm! Yabancı, hatta ürkütücü bir terim. İlk duyulduğu anda ne olduğunu anlamak için başvurulan kaynaklardan biri İnternet. Çok bilgi var. Yanıltıcı ve bir o kadar da karamsar bilgilerle dolu. Bu nedenle çeşitli uzmanlara danışma gereği hissedilir. Uzman kişilerin bazen son derece farklı yorumları olur. Kafalar iyice karışır. Gerçekten otizmi andıran belritilere sahip birçok başka bozukluk vardır. Otizmi insanın çocuğuna kondurması zordur. Peki otizm bir bozukluk ya da bir hastalık mıdır? Otizm nedir?

Otizmin doyurucu bilimsel bir tarifini yapmak imkansız gibidir. Bu nedenle her kafadan ayrı bir ses çıkar. Mevcut bilimsel tanımlar ölçülü, güvenilir ama yavandır. Otizmin belirti zenginliğini açıklamaz. İşin zorluklarından biri de şudur belki: Biz tek bir otizmden söz ederken aslında birden çok otizm vardır. Yani otizmlerden söz etmek gerekir. Elbette benzeri belirtiler gösterdiği için aynı şemsiye altına toplanırlar ama mekanizmaları ve nedenleri farklı olabilir.

Farklı gelişen çocuklar oldukları doğrudur. Tipik bir gelişim çizgisi izlemedikleri bilinir. Her insan gibi hiçbir otizmli çocuk bir diğerine benzemez. Ama birçok belirti aynıdır. Sanki ayrı bir dünyaları, dilleri ya da iletişim tarzları var gibidir. Dışarıdan bakan birinin otizmli bir çocukla en çarpıcı yaşantısı, karşılıklılık içeren iletişimin ve insanın çoğu kez kedi ve köpek gibi evcil hayvanlarıyla bile kurduğu türden sıcak ya da duygu yüklü bir temasın neredeyse olmayışıdır. Elbette bu tarz özellikler ağır çocuklar için belirgin bir şekilde geçerlidir. Otizmin yelpazesi geniştir. Normale ya da tipik gelişmeye yakın formlarından çok ağıra kadar uzanır. Yine de çekirdek belirtiler değişmez. Bu çekirdekler toplumsal etkileşimle ilgilidir. Anne ile çocuk arasında sıcak bir iletişim yanı sıra iyi bir aile ortamı bu belirtilerin şiddetinde yumuşamaya neden olabilr.

Otizmde karşılıklı, anlamlı ve iletişimsel bilgi içeren bir göz temasının yokluğu ilk fark edilen belirtilerdendir. O göz teması ki yaşamımız boyunca ne anlamlar ifade eder! Başkasının zihninde ruhunda olup bitenler hakkında ne ipuçları verir! En tedirginlik yaratıcı anlar da, en romantik ve sıcak anlar da böyle bir teması içerir. Adeta ruh okumanın bir yolu, giriş kapısı gibidir. Gözler ruhun aynasıdır. Ama otizmli çocuk bundan kaçınır. Ya ürker, çok tehdit edici gelebilir, ya da bakışların deşifre edilmesi ona zor gelir. Tipik gelişen insanlar rol yapabilirler. İki yüzlü davranabilirler. O yüzlerce mimik kasıyla yanıltıcı mesajlar verir.

Otizmli bir çocuk insanlara, duygularına ve insan ilişkilerine karşı kayıtsızdır; insan ilişkilerine karşı motivasyonları yoktur. Belki motivasyonları vardır ama bunu becerememekteler. Modern insan ilişkileri karmaşık duygular, arzular içerir. İnsanlar pragmatik ve politik varlıklardır. Otizm çoğu kez bir saflık içerir. Ama otizmin bu kadar basit, bu kadar şematik olacağını sanmayın. Çok çeşidi vardır. Her nedense ötekilerine eşya gibi davranır ya da onlar karşısında uygunsuz kaygı ve korkular yaşar. Duyguları ulaşılmazdır. Belki bir anne ya da babaanne bu engeli aşar ve bir bağ kurar.

Gerçek bir iletişim gereksinimi yoktur. Olay anlatmaz. Sohbet etmez. Bağlanmaz. Ama bu belirtilerin hepsi tek bir çocukta olmayabilir. Aynı şiddette olmayabilir. Biyolojik gereksinimleri doğrultusunda ve çoğu kez ağlayarak ya da bir başkasının elinden tutup çekerek ifade eder. Tüm bu özellikler çoğu kez çocuğun konuşmaya başlamasından önce bellidir.

Tüm bu bilinenlere karşın özellikle erken tanısında bazı zorluklar vardır. Çok küçük çocuklarda otizme özgü belirtilerin ne olduğu konusunda veriler yok denecek kadar azdır. Tanısı için kullanılan gözleme dayalı ölçüler, hep birşeylerin yokluğuna ilişkindir ve bunların olup olmadığı ancak ileri yaşlarda belli olur. Örneğin bir çocuğun konuşma düzeyi hakkında ancak 1-2 yaşlarnda karar verilir. Benzer şekilde sembolik oyun oynama yetisi ya da yaşıtlarıyla iletişim kurma becerileri de ileri yaşlarda değerlendirilebilir.

Olabildiğince erken bir tanı, özel eğitimin bir an önce başlatılması açısından önemlidir, çünkü küçük çocuklar, öğrenme çağında büyük potansiyeller taşır ve eğitimin sonuçlarından daha fazla yarar görürler. Ağaç yaşken eğilir. İşleyen demir ışıldar. Erken tanı ailenin sürece daha iyi hazırlanmasına neden olabilir. Şoku, karmaşık ruh halini daha çabuk geçip, duruma uyum sağlamasını ve uzun vadeli bir strateji hazırlamasını sağlar.

Öte yanda tanı koyacağım diye aileyi tedirgin de etmemek gerekir. Çünkü normal bir çocuğun da gelişimi boyunca bazı otistik belirtiler görülebilir. Bunlar gelip geçici ve hafif şiddettedir. Beyin, plastiktir ve küçük bir çocuğun beyni hala gelişmektedir. Güvenilir tanı koymak için çocuğun bir çok defa, belli aralıklarla, değişik ortamlarda ve birden fazla uzman tarafından görülmesi uygundur. Otizmli çocuğun davranışlarını sistematik olarak gözlemek, değerlendirmek ve aileye ayrıntılı sorular sorabilmek için bazı yöntemler geliştirilmiştir. Henüz kesin tanıyı sağlayan biyolojik tetkik yoktur.

Eğer çocuğun içinde bulunduğu somut koşullar iyiyse, güvenli bir ortamdaysa, zihinsel yetileri iyiyse nihai hedef şudur.: Kendisinin farklı olduğunu, farklı hissedeceğini ayırt etmesi ama bazı yetenekleri ile tutunabileceğini, yani kendine toplumda bir yer bulacağını ve bazı asgari koşullara, kurallara, normlara uyması gerektiğini kavramasıdır. Anahtar şudur: Otizmin bir dili vardır, bunu öğrenmek gerekir. Bu gizemli ve zahmetli bir serüvendir. Yoğun sevgi ve önyargısız gözlem gerektirir.

Bu yazıyı paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir